Ömer Seyfettin Hikayeleri:
“Ferman”
Hikaye Oku; Sanki bir tufandı. Gök delinmiş gibi aralıksız yağmur yağıyor ve bütün ordu Semlin’e doğru sel, çamur, sis ve bora içinde ilerliyordu. Belgrad – Şabaç yolu çökmüştü. Karanlık ormanlara, sarp yokuşlara, uçurumlu dağlara alışkın olmayan yük develeri, yedekçileriyle birlikte kaybolmuşlardı. Subaylar bağırıyor, boru sesleri işitiliyor, atlar kişniyordu. Hatta padişahın otağı bile ortada yoktu. Bu kısa yol, üç gündür bitip tükenmiyordu. Konak yerine, yalnız sadrâzamın çadırı kurulabilmişti. Padişah saltanat arabasının penceresinden kendi otağını göremeyince, çevresindeki, ıslanmış, allı yeşilli, sırmalı giysileriyle gözleri kamaştıran iri ve çevik koruyucularına: (daha&helliip;)
Anton Çehov’dan Seçmeler, “Ayna”
Yılbaşı gecesi. Çiftlik sahibi generalin gece gündüz evlenmekten başka bir şey düşünmeyen genç, güzel kızı Nelli yorgun, yarıkapalı gözlerle odasında aynaya bakar. Soluk, gergin yüzü elindeki ayna gibi kıpırtısız.
Aynadaki gerçeğe pek benzemeyen görüntü, aslında yüzünün, elinin, ayna çerçevesinin ve dizi dizi mumların aynada yansımasından başka bir şey olmayıp dar bir koridor gibi derinlere doğru uzayıp gider; bir sis bulutu içinde sonsuzluğa uzanan kurşun rengi, bir deniz havası verir. Bu deniz dalgalanıyor, hareleniyor, arada bir tan kızıllığına bürünür. (daha&helliip;)
Gazâli Hikayeleri; “Rüya”
Ebu Abbas bin Sureye, ölüm hastalığında rüya gördü ki, kıyamet kopmuş, Cebbar olan Allah, sesleniyor:
– Âlimler nerededir?
Ebu Abbas der ki: O anda alimler geldiler. Sonra Allah onlardan sordu:
– Dünyada öğrendiğinizi nasıl kullandınız ve onunla nasıl amel ettiniz?
Ebu Abbas der ki, şöyle dedik: (daha&helliip;)
Edgar Allan Poe Hikayeleri; “Kızıl Ölüm’ün Maskesi”
Korku Hikayesi Oku;
“Kızıl Ölüm” uzun süredir ülkeyi kırıp geçiriyordu. Hiçbir salgın böylesine ölümcül, böylesine korkunc olmamıştı. Sembolü ve mührü kandı. Kanın kızıllığı ve dehşeti. Önce keskin sancılar, ani baş dönmeleri başlıyor, sonra derideki gözeneklerden kan geliyor, hastalığa yakalananlar ölüyordu. Kurbanın vücudunda özellikle de yüzünde beliren kızıl lekeler, onu diğer insanların yardım ve sevgisinden yoksun bırakıyordu. Hastalığın kendini göstermesi, ilerlemesi ve bitişi yarım saatte oluyordu. (daha&helliip;)
Bir Çanakkale Sargı Yeri Hikayesi
Kocadere köyünde büyük bir sargı yeri kuruluyor. Kimi Urfalı, kimi Bosnalı, kimi Adıyamanlı, kimi Gürünlü, kimi Halepli çok sayıda yaralı getiriliyor…
Bunlardan biri Lapseki’in Beybaş Köyü’dendir ve yarası oldukça ağırdır. Zor nefes alıp vermektedir. Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek için komutanının elbisesine yapışır. Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır ama tane tane kelimeler dökülür dudaklarından. (daha&helliip;)
Deyim Hikayeleri; “Dostlar Alışverişte Görsün”
Atasözü ve Deyim Hikayeleri, “Dostlar Alışverişte Görsün” Deyimi; Nasreddin Hoca bir zamanlar yumurtacı esnaflığına soyunmuş. Ne var ki, on para saydığı yumurtayı dokuz paraya satıyormuş. Bakmışlar, Hoca iflas edecek.
– “Ne yapıyorsun Hocam?”, demişler, “Bu külliyen zarar; artık alıp eksik satıyorsun.” (daha&helliip;)
Bir Âşık Veysel Hikayesi
Aşık Veysel Şatıroğlu, 25 Ekim 1884 tarihinde, Ahmet ve Gülizar çiftinin çocuğu olarak, Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Sivrialan köyünde doğdu. Veysel’in iki kız kardeşi, yörede yaygınlaşan çiçek hastalığına yakalanarak yaşamlarını yitirdi. Ardından Veysel de yedi yaşında iken geçirdiği çiçek hastalığı yüzünden önce sağ gözünü, daha sonra da geçirdiği talihsiz bir kaza sonucunda sol gözünü kaybetti. (daha&helliip;)
Guy de Maupassant’tan Seçme Hikayeler, “Bayan İnci”
Seçme Hikayelerden; O akşam bayan İnci’yi kraliçe seçmekle gerçekten ne garip bir düşünceye kapılmıştım.
Her yıl gider, haçı suya atma yortusunu yaşlı dostum Chantal’in evinde kutlarım. Onun en yakın arkadaşı olan babam, beni çocukken oraya götürürdü. Bunu sürdürdüm. Ben yaşadıkça ve bu dünyada bir Chantal bulundukça da kuşkusuz sürdüreceğim. (daha&helliip;)
Nazım Hikmet’ten Piraye’ye
Nazım Hikmet yaşamı boyunca bir çok kez âşık oldu. Nazım’ın en güzel aşk şiirlerini yazdığı, en uzun süre evli kaldığı kadın ise Piraye’ydi. Nazım ile Piraye, genç kadın eşinden henüz boşandığı sırada tanıştılar. Sanat eleştirmeni Vedat Örfi ile on altı yaşındayken evlenen Piraye’nin iki çocuğu vardı. Bunlardan biri eleştirmen Mehmet Fuat Bengü’ydü. (daha&helliip;)
Hikaye; Sedef Çiçeğiyle Anlam Bulan Bir Ömür
Aşk Hikayesi Oku; Seksen yaşındaki bir kadının boşanma talebine şaşıran hakim sorar;
“Bunca sene sonra neden eşinden ayrılmak istiyorsun a teyzecim?”
Yaşı teyze derdini döker; (daha&helliip;)
Aşk Hikayesi; Karasevda
Aşk Hikayesi Oku; Aşkın ne yaman bir ateş olduğunu tadanlar bilir. Gerçek aşk ise, Yaradanına ulaştıran bir merdivendir.
Ruh ordusunun başı gönüller sultanı Mevlana’ya aşkın tarifini soranlara, “Benim gibi ol da gör” der… (daha&helliip;)
Ömer Seyfettin Hikayeleri:
“Aşk ve Ayak Parmakları”
Âsıme Hanımefendi’den Hasan’a Mektup;
Evvela beni sen sevdin, yalvardın, yakardın, benim aşkım âdeta senin galeyanına sönük bir cevaptı. Sonunda beni aldın. Ben zengindim. Atım, arabam vardı. Bütün bugünün gençleri beni istiyorlardı. Herkesin isteğine sen nail oldun. Mesuttun. Ben sana sadıktım. Sonra nasıl oldu, birdenbire döndün. Benden soğudun. Beni görmekten kaçtın, yine sonunda beni boşadın… (daha&helliip;)
Anton Çehov’dan Seçme Hikayeler, “Çeyiz”
Yaşam boyunca birçok ev görmüşümdür. Taştan, ağaçtan yapılmış, büyüğü küçüğü, eskisi yenisiyle birçok ev. Ama bunlar arasında özellikle birisi bende derin bir iz bıraktı. Ev büyük değildi, tam tersine, küçücük bir şeydi. Tek katlıydı, üç penceresi vardı; ilk bakışta ufak tefek, kamburu çıkmış, başı örtülü, yaşlı bir kadına benzetilebilirdi. (daha&helliip;)
Çanakkale Hikayeleri; “Kınalı Ali”
Hikaye Oku; Üst teğmen Faruk cepheye yeni gelen askerleri kontrol ediyor bir taraftan da onlarla laflıyordu nerelisin gibi sorular soruyordu. Bir ara saçının ortası sararmış bir çocuk gördü.
Merakla “adın ne senin evladım” der.
Çocuk “Ali” diye cevap verir. Nerelisin? der. (daha&helliip;)
Deyim Hikayeleri; “Toprağı Bol Olmak”
Deyimler; Toprağı Bol olsun deyimi, günümüzde Müslüman olmayan kişiler için ölünün ardından söylenir. “Ruhu sükûn içinde olsun” anlamında kullanılır. Bu söz Müslüman olmayan ölülerin anılması anında söylenir. Müslüman ölüler için “Allah Rahmet Eylesin” denir. (daha&helliip;)