(1884-1920 ) Ömer Seyfettin, Türk edebiyatında seçkin bir yer kazanmış olan hikaye yazarıdır. Hikâyelerinde milli bilinci uyandırma ve güçlendirme amacı taşımıştır. Kısa cümlelere dayanan okurun dikkat ve heyecanını canlı tutan bir anlatımı vardır.
Hikâyelerinde menkıbe, efsane, destan, halk fıkraları ve tarihten yararlanmıştır. Öyküleri çoğunlukla beklenmedik sürpriz bir sonla biter. Milli Edebiyat akımının öncü kişilerinden olan Ömer Seyfettin’in birbirinden güzel hikayelerini bu kategoride bulabilirsiniz.

Ömer Seyfettin – Biyografi

Ömer Seyfettin – Biyografi

Ömer Seyfettin 1884 yılında Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğmuştur. Türk edebiyatının önde gelen hikâye yazarlarından ve Milli Edebiyatın da kurucuları arasında yer alan sanatçı, babası gibi askerlik yapmış Balkan Savaşı sırasında Sırp ve Yunan cephelerinde savaşmıştır. Daha sonraki dönemde askerliği bırakıp tamamen edebiyata yönelen Ömer Seyfettin, o döneme kadar romanın gölgesinde kalan Türk kısa hikâyeciliğinin kurucu ismidir. Sanatçı 6 Mart 1920’de hayata gözlerini yummuştur. (daha&helliip;)

0 Yorum

Ömer Seyfettin Hikayeleri: “Ant”

Ömer Seyfettin Hikayeleri: “Ant”

…Ben Gönen’de doğdum. Yirmi yıldan beri görmediğim bu kasaba kafamda artık silikleşti. Birçok yerleri unutulan eski ve uzak bir düş gibi oldu.

O zaman genç bir yüzbaşı olan babamla her vakit önünden geçtiğimiz Çarşı Camii’ni, karşısındaki küçük ve yıkık şadırvanı, içinde binlerce kereste tomruğu yüzen nehirciği, bazı yıkanmaya gittiğimiz sıcak sulu hamamın derin havuzunu şimdi hatırlamaya çalışırım. Fakat beyaz bir unutuş dumanı önüme yığılır. (daha&helliip;)

0 Yorum

Ömer Seyfettin Hikayeleri: “Pireler”

Ömer Seyfettin Hikayeleri: “Pireler”

AŞK filan değil… Hani şu “rastlantı” dediğimiz, tarihi yapan, mutlulukları yaratan, yuvaları kuran belirsiz el yok mu? İşte o, beni RoseMayer’le birleştirmişti. Yirmi yaşında ya vardım, ya yoktum. Küçücük köpeğim Koton’la İzmir’in ikinci sınıf otellerinden birinde oturuyordum. Bir gün karşımdaki odaya, iri mavi gözlü, sarı saçlı bir Fransız kızı geldi. Kederli olduğu yüzünden belli idi. Otelciye kim olduğunu sordum.

– Paris’ten bir Ermeni doktorunun peşine takılmış, doktorun ailesi kabul etmemiş, kovmuşlar. Zavallı şimdi memleketine dönmek için vapur bekliyor dedi. İnsanın yirmi yaşındayken kalbi ne faaldir! Ben, bu basit serüveni hayalimde büyüttüm. Ağlamaktan kızarmış iri mavi gözlü kızcağızın acılarını, üzüntülerini (daha&helliip;)

0 Yorum

Ömer Seyfettin Hikayeleri: “Antiseptik”

Ömer Seyfettin Hikayeleri:

“Antiseptik”

Minimini, güzel, şeytan Bedia’yı ailesi büyük bir adama vermek istiyordu. Halbuki o iki senedir, tıbbiye talebesinden olan kuzeni Namık’la işi pişirmişti. Kendini almayı arzu eden bu büyük adam tek gözlüklü, şık bir büyükelçiydi. “Kırkında var, yok…” diyorlardı. Bedia daha on yedisine girmemişti. Annesinin, babasının, hanımninesinin ısrarlarına biraz karşı geldi. Ağladı, sızladı, amma sonunda mağlup oldu.

— Ben koca herifi ne yapayım? Elli sene Avrupa’da balolarda sürtmüş! dedikçe, (daha&helliip;)

0 Yorum

Ömer Seyfettin Hikayeleri: “Nadan”

Ömer Seyfettin Hikayeleri:

“Nadan”

Nadan ile sohbet etmek güçtür bilene;
Çünkü nadan ne gelirse, söyler, diline.

Atasözü

İstanbul üç gündür sis içindeydi. Topkapı Sarayını, açık kül rengi kalın bir bulut sarmış, sanki bütün dünyadan ayırmıştı. İhtiyar padişah, artık mermer havuzlu küçük bahçenin lale tarhlarını bile göremiyor, gamsız zamanlarında yaptığı gibi murassâ çerçeveli camlara hohlayıp parmağı ile “Çifte vav” yazamıyordu. Yeniçeriler kazan devirmişler, sipahi zorbaları zabitlerini parçalamışlar, payitahtı yağmaya hazırlanmışlardı. Serhatteki ordunun hâli de perişandı. Ecelin gadriyle tecrübeli vezirler kalmamış, fedakâr beyler er meydanlarında can vermişlerdi. Bu korkunç buhranın önünü alacak bir adam yoktu. Son ümit “Köse Vezir”deydi. Vaziyetin fenalığını herkesten ziyade kavrayan âkil padişah, işte şimdi onu çağırtmıştı. Mührünü ona verecekti. (daha&helliip;)

0 Yorum

Ömer Seyfettin Hikayeleri: “Bir Hayır”

Ömer Seyfettin Hikayeleri: “Bir Hayır”

Hikaye Oku: Yatağında kımıldamayan Durmuş Ağa, gözlerini basık tavana dikmişti. Sanki iki saattir eski, sararmış hatılları sayıyordu. Yüzü toprak rengindeydi. Kırmızı kaplı yorganın üstüne serili elleri artık bir insan azasına benzemiyordu. O kadar kuru, o kadar zayıf, o kadar cansızdı ki… Ancak duyulan boğuk bir sesle:

—Yahu, ben ölüyon! dedi.

Ocağın başında yusyumru oturan bir ihtiyar kadın doğruldu. Hastaya baktı:

— Hedi sus, hedi sus! Deli gibi söylenme. (daha&helliip;)

0 Yorum

Ömer Seyfettin Hikayeleri: “Deve”

Ömer Seyfettin Hikayeleri: “Deve”

Mestan Ağa, doğduğu, büyüdüğü Edirne’de “Çingene” olarak yaşamaya tahammül edemedi. Gurbet diyarında “Arap” gibi dolaşmaya karar verdi.

Yüzü, yağlı karadan daha koyu bir renkteydi. Beyazı sapsarı olan gözleri pek büyük, pek parlaktı. Çember bir sakal bıraktı. Basma bir ak sarık sardı. İstanbul’a geldi. Adını “Abdülmennan” koymuştu. At pazarında, eşek alışverişinde herkes onu hacı zannediyordu. Çingeneliğini belli etmemek için daima taassup taslar, beş vakit namazlarını kalabalık camilerde kılar; ayakta, besmelesiz su içmez, ezanı işitince “Aziz Allah, şefaat ya Resulallah!” diye hemen sözünü keserdi. (daha&helliip;)

0 Yorum

Ömer Seyfettin Hikayeleri: “Bir Hatıra”

Ömer Seyfettin Hikayeleri:

“Bir Hatıra”

Ömer Seyfettin Hikayelerinden;

“Le grade dégrade..”

Ah gençlik!.. Tıpkı ezeli bir baharın ilk çiçekli günlerine benzer. Yeşil kırlar, kelebek dolu bahçeler, güzel kokular içinde serçelerin şen efsanelerini doymadan dinleyerek dolaşırız. İdealimizin rüyası bize hayat kışının fırtınalarını, karlarını, tipilerini hatırlatmaz. Ben işte bu hiç bitmez sanılan baharı İzmir’de geçirdim. On dokuz yaşındaydım. Galiba on beş sene evvel… Evet, seneler nasıl bir ok gölgesi gibi uçuyor! Meşrutiyetin bu hür, bu serbest günlerinden çok uzaktık. (daha&helliip;)

0 Yorum

Ömer Seyfettin Hikayeleri: “Külah”

Ömer Seyfettin Hikayeleri:

“Külah”

Mıstık, katmerli bir göçmendi. Bulgaristan’da doğmuş, büyüyüp biraz aklı başına gelince hemen, sınırın on dakika ötesine kapağı atmıştı. “Türkiye değil mi? Sınırı geçer geçmez Bağdat’a kadar hepsi aynı!” diyordu. Az zamanda Babyak’taki Türkçe bilmez Pomakların akıl hocası oldu. Bulgaristan’da kalan akrabalarıyla mektuplaşmaya gerek yoktu. Onlarla, Bulgar sınır karakolundaki nöbetçinin süngüsü altında, küçük bir hediye karşılığında, saatlerce oturup konuşabilirdi. Kurnazlığı sayesinde, memleketinden çıkmadan göçmen olmuştu. Hatta içtiği “Karasu” bile doğduğu kasabadan geçiyordu. Fakat bir gün Babyak bölgesinde “sınır düzenlemesi” yapıldı. Yerleştiği köy yine Bulgarlara kalınca, yuvasını bozmaya mecbur oldu. (daha&helliip;)

0 Yorum

Ömer Seyfettin Hikayeleri: “Üç Nasihat”

Ömer Seyfettin Hikayeleri: “Üç Nasihat”

Durmuş’un bir anasından başka kimsesi yoktu. Fakirdi. Ama gençti. Kuvvetli idi. Öküzünün biri ölünce tarlasını süremedi. Para kazanmak, tekrar çiftini düzebilmek için gurbete gitmeye karar verdi. Gurbet, İstanbul demektir. Köyde kim çaresiz kalırsa, kimin işi bozulursa İstanbul’un yolunu tutar. Durmuş da torbasını omuzladı. Çarıklarını sıktı. Eline bir değnek aldı. Gurbetçilerin arasına katıldı. Dere tepe aştı. Nihayet İstanbul’a geldi. İki gün hemşehrilerinin kahvesinde pinekledi. Ne iş tutacağını bilmiyordu. Bir sanatı yoktu. (daha&helliip;)

0 Yorum

Ömer Seyfettin Hikayeleri: “Teke Tek”

Ömer Seyfettin Hikayeleri: “Teke Tek”

Eski Kahramanlar

“…Türkler az söyler, çok yaparlar.”
Maktul İbrahim Paşa

Bosna Beyiyle Semendire Beyinin askerleri işte kaç haftadır “Yayçe”‘yi sarmışlar, kumandanlarının gelmesini bekliyorlardı. Dinmez yağmurların, çılgın fırtınaların döve döve yosunlattığı tekir duvarlı büyük kale kuvvetine emindi. Ne kapısında, ne bedenlerinde kimse görünmüyordu. Burçlarında sallanan bayraklar olmasa bomboş bir kaya yığını sanılacaktı. (daha&helliip;)

0 Yorum

Hikaye Sitemize Arama Yaparak Ulaşabilmek İçin

Hikaye Sitemize Arama Yaparak Ulaşabilmek İçin

https://degarado.com/ hikaye okuma sitemizin kaliteli hikayelerine ulaşmak için hikaye araması yaparak ulaşabilirsiniz. Hikaye araması yaparken aşağıda verilen bazı hikaye etiketlerini kullanabilirsiniz. Bu hikaye arama etiketleri ile sitemizde bulunan en güzel hikayelere kolayca ulaşabilirsiniz.

Bazı hikaye etiketleri,

hikaye, hikaye oku, hikaye yaz, hikaye okumak, hikayeler, hikayelerimiz, hikayelerimizden, hikaye arşivleri, hikaye içerikleri, öykü, öykü oku, öykü arşivleri, öykü içerikleri, masal, masal oku, masal okumak, masal yaz, masal arşivleri, masal içerikleri, ahlaki hikayeler, düşündürücü hikayeler, en güzel hikayeler, (daha&helliip;)

0 Yorum

Ömer Seyfettin Hikayeleri: “Keramet”

Ömer Seyfettin Hikayeleri:

“Keramet”

Yangın yarım saatten beri devam ediyordu. Fakat mahallenin ahalisi iki ev sonra söneceğine inanıyorlardı. Çünkü bir değerli kişinin türbesi vardı. Mümkün değil, o tutuşmazdı! Şiddetli bir kıble rüzgarı esiyor, alevleri, kıvılcımları saçan tahta parçalarını, türbenin üzerine altındaki evlerin çatılarına fırlatıyordu. İtfaiye bölüğü, tulumbalar son gayretlerini sarf ediyorlardı. Polisler etrafı ablukaya almışlar, kaçırılan eşyanın yağmasına meydan vermiyorlardı. Çiroz Ahmet etrafına bir göz gezdirdi. Bu kaşarlanmış bir külhanbeyi idi. Onca yangın demek vurgun demekti. Ama mahalle çok fakirdi. Biliyordu ki, şu yanan zavallı kulübeciklerin içinde yatak yorgandan başka bir şey yoktu. Halbuki vurgunda adet “yükte hafif, pahada ağır şeyler”i bulmaktı. Allah belasını versin! Faydasız yangın! diye başını salladı. Ahali türbenin önüne toplanmıştı. (daha&helliip;)

0 Yorum

Ömer Seyfettin Hikayelerinden; “Keramet”,

Ömer Seyfettin Hikayeleri: “Keramet”

Hikaye Oku: Yangın yarım saatten beri devam ediyordu. Fakat mahallenin ahalisi iki ev sonra söneceğine inanıyorlardı. Çünkü bir değerli kişinin türbesi vardı. Mümkün değil, o tutuşmazdı! Şiddetli bir kıble rüzgarı esiyor, alevleri, kıvılcımları saçan tahta parçalarını, türbenin üzerine altındaki evlerin çatılarına fırlatıyordu. İtfaiye bölüğü, tulumbalar son gayretlerini sarf ediyorlardı. Polisler etrafı ablukaya almışlar, kaçırılan eşyanın yağmasına meydan vermiyorlardı. (daha&helliip;)

0 Yorum

İçeriğin sonu

Yüklenecek başka sayfa yok