Edgar Allan Poe; “Diri Diri Gömülmek”
Hikaye oku; Çok ilgi çekici olmalarına karşın meşru edebiyat tarafından fazla korkunç bulunan bazı konular vardır. Yalnızca romantik şeyler yazanlar, saldırıya uğramak ya da tiksinti uyandırmak istemiyorlarsa bu konulardan kaçınmalılar. Bunlar ancak gerçeğin katılığı ve görkemiyle kutsandığı ve desteklendiğinde uygun biçimde ele alınmış olur. Beresima Saldırısı’nı, Lizbon depremini, Londra’daki veba salgınını, St. Bartholomeo Katliamı’nı ya da Kalküta’daki Kara Çukur’da yüz yirmi üç tutsağın boğularak öldürülüşünü anlatan yazıları okurken yoğun bir “zevk veren acı” ile heyecanlanırız. Ancak bu anlatılarda bizi heyecanlandıran bunların gerçek –asıl- tarihte yaşanmış olmalarıdır. Uydurma olsalar onlara yalnızca iğrenerek bakardık. (daha&helliip;)
Guyde Maupassant Hikayelerinden; “Toplu İğneler”
— Ah, azizim, şu kadınlar ne acâip mahlûklar!
— Neden söyleyorsun böyle?
— Bana çok fena oyun oynadılar da.
— Sana mı? (daha&helliip;)
Sait Faik Hikayelerinden “Kış Akşamı, Maşa ve Sandalye”
Hikaye Oku; Odanın sessizliği, bir sandalyenin duruşu, duvardaki saatin tik takı sinirime dokunuyor. Dışarıda kar artıyor. Pencereden görülen manzara dondurucu, içimden bir şeyler yapmak geçiyor. Ama biliyorum ki, hiçbir şey yapamayacağım. (daha&helliip;)
Serdar Tuncer’den Gerçek Bir Hikaye; “Baba Yarısı”
Hikaye: Dört beş yaşlarındayım, vakit gecenin bir yarısı, öperek uyandırdılar. Amcam askerden izne gelmiş. Aldığı hediyeyi vermek için bekleyememiş sabahı. Lambanın ışığından korunmak için kısılan gözler ve paketin açılırken çıkarttığı hışırtı zihnimde taptaze, az önce gibi. Bir de traşlı ve mütebessim asker çehresi, neşeyle parıldayan gözler, havaya atılırken elimden düşürmemeye uğraştığım beyaz bir oyuncak at… Belki de ilk olarak o zaman anlar gibi olduğum fakat şimdi tam manasıyla ne demek olduğunu ancak kavradığım o ifade: Amca baba yarısıdır.
Yedi sekizli yaşlar… Bir zikir halkasının orta yerindeyiz. Yanık ilahiler, Allah deyip kendinden geçen insanlar, gözyaşları ve cezbeler arasında bir muhabbet meclisine ilk adım atışım. Kapıdan girişte kalbime dolan heyecan ve tereddüdü, elimden tutuşuyla muhabbet ve güvene dönüştüren adam, amcam. O güvenden aldığı güçle bana yüzmeyi öğretişini unutabilir miyim, asla. (daha&helliip;)
Nazım Hikmet’ten Masallar;”Sevdalı Bulut”
Az Gittiler… Uz Gittiler….
Ninemin dizine koyardım başımı. Damarları çıkık, kurumuş, sarı bir kestane yaprağına benzeyen eli başımın üstünde dolaşırdı… Çocukların gözüne uykuyu, yıldızlı bir gece gibi dolduran masalları söylemesini bilirdi ninem. (daha&helliip;)
Gazâli Hikayeleri; “Heva Karanlığı”
Hikaye: Bir gün ayakta namaz kılıyordum. Aniden kalbime bir heva karıştı. Onu uzun uzadıya düşündüm. Öyle ki o heva-i nefisten erkeklerin şehveti kalbimde doğdu. Bundan ötürü yere düştüm. Bütün bedenim simsiyah kesildi. Evde gizlendim. Üç gün dışarı çıkmadım. Ben bu siyahlığı gidermek için hamamda sabunla yıkandığım halde siyahlık gittikçe artıyordu. Ta ki, üç günden sonra kayboluncaya kadar (durum bu idi). (daha&helliip;)
Mesneviden Hikayeler; “Ağzına Yılan Kaçan Adam”
Hikaye: Akılı bir adam, atına binmiş geliyordu. Uyumakta olan birisinin ağzına da bir yılan kaçmak üzereydi. Atlı onu görüp adamcağızı kurtarmak, yılanı ürkütüp kaçırmak için koşmaya başladı; ama fırsat bulamadı. Adam pek akıllı bir kişi olduğundan, o uyumakta olan adama şiddetlice birkaç topuz vurdu. Topuzun acısı, adamı bir ağaç altına kadar kaçırdı. Ortaya epeyce çürük elma dökülmüştü. Adama: (daha&helliip;)
Sait Faik Hikayeleri; “Semaver”
Hikaye Oku; –
Sabah ezanı okundu. Kalk yavrum, işe geç kalacaksın.
Ali nihayet iş bulmuştu. Bir haftadır fabrikaya gidiyordu. Anası memnundu. Namazını kılmış, duasını yapmıştı. (daha&helliip;)
Dört seneden beri görmediğim Berlin’e yeni gelmiştim. Kah kerpiç evli kasabalarda, kah kızgın güneşle açık mavi denizin kavuştuğu Akdeniz kıyısındaki şehirlerde oturarak ve bazan da yaşlı bir at sırtında ve fundalıklı yollarda köyden köye giderek geçirdiğim bu dört seneden sonra; Berlin bana eskiden hiç görmediğim bir yer gibi geldi. Alacakaranlıkta indiğim istasyonun merdivenlerinde ayaklarım ve karşıma çıkan büyük bir gazinonun şiddetle aydınlatılmış pencerelerinde gözlerim acemileşti. Eşyamı bir otele bırakır bırakmaz, üstümü bile değiştirmeden, sokağa fırladım, ağır ağır yürümeye başladım. (daha&helliip;)
Ömer Seyfettin Hikayeleri: “Primo Türk Çocuğu”
Serin ve karanlık Eylül gecesinin yıldızsız seması altında Selanik, sanki gündüzkü heyecanlardan, gürültülerden yorulmuş gibi, baygın ve sakin uyumaktadır. Rıhtım tenhadır. Olimpos Palas’ın, Kristal’in, Splandit Palas’ın, diğer küçük gazinoların lambaları çoktan sönmüştür. Tramvay yolunu tamir için yığılmış parke taşlarının ilersinde, denize inen küçük merdivenin başında, hareketsiz bir gölge dimdik durmaktadır. (daha&helliip;)
Korku Hikayesi; “Usher Evinin Çöküşü”
Hikaye Oku; Sonbaharın bunaltıcı, karanlık ve sessiz bir gününde, gökten inen bulutlar yeryüzüne çökmüşken, bir başıma at sırtında eşine az rastlanır türden kasvetin hakim olduğu bir bölgeden geçiyordum. Gece karanlığı çökmek üzereyken, Usher’in Evinin melankolik görüntüsünü seyrederken buldum kendimi. (daha&helliip;)
Guy De Maupassant Hikayeleri; “Bir Düş Müydü?” Onu delice sevmiştim! İnsan neden sever? İnsan neden sever? Ne tuhaf insanın dünyada sadece tek varlığı görmesi, zihninde sadece tek bir düşünce, kalbinde tek bir tutku ve dudaklarında tek bir isim olması… sürekli olarak üste çıkan, bir pınardaki su gibi ruhun derinliklerinden dudaklara yükselen bir isim, insanın durmadan…
Serdar Tuncer Hikayeleri; “Çobanın Aşkı”
Hikaye: Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı anlatıyordu onun halini:
– Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor, içmiyor, işi gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem kâr etmiyor, son bir çare diye geldik size. Halbuki “sen bir garip çobansın, o padişahın kızı, davul bile dengi dengine” dedim ya, dinlemiyor efendim, ama herhalde aşkın gözü kördür diye de buna diyorlar, değil mi efendim… (daha&helliip;)
Gazâli Hikayeleri; “Katilin Maksadı”
“Sizden evvel, geçmiş milletlerin içinde bir kişi vardı. Bu kişi doksan dokuz kişiyi öldürmüştü. Bu katil yer yüzünün en alim kişisini sordu. Kendisine bir abid gösterildi. Katil, abidin yanına vardı. Ve dedi ki:
– Ben doksan dokuz nefis öldürmüşüm! Acaba tevbe edersem kabul olunur mu? (daha&helliip;)
Mesneviden Hikayeler; “Ayı İle Dost Olan Adam”
Bir ejderha, bir ayıyı yakalamıştı. Yiğidin biri de ayının bağırmasını duydu ve onu ejderhanın pençesinden kurtardı.
Hile ile babayiğitlik birleşip de ejderhayı bu güçle alt edip öldürünce, ayı da ejderhadan kurtuldu ve o babayiğit erden iyilik gördüğü için, bir köpek gibi onun peşine takıldı; adamla birlikte evine dek gitti. O Müslüman hastalanıp yastığa baş koyunca da adama gönül borcu olduğundan onu bırakmadı, başında beklemeye başladı. (daha&helliip;)