Ömer Seyfettin Hikayeleri:
“Külah”
Mıstık, katmerli bir göçmendi. Bulgaristan’da doğmuş, büyüyüp biraz aklı başına gelince hemen, sınırın on dakika ötesine kapağı atmıştı. “Türkiye değil mi? Sınırı geçer geçmez Bağdat’a kadar hepsi aynı!” diyordu. Az zamanda Babyak’taki Türkçe bilmez Pomakların akıl hocası oldu. Bulgaristan’da kalan akrabalarıyla mektuplaşmaya gerek yoktu. Onlarla, Bulgar sınır karakolundaki nöbetçinin süngüsü altında, küçük bir hediye karşılığında, saatlerce oturup konuşabilirdi. Kurnazlığı sayesinde, memleketinden çıkmadan göçmen olmuştu. Hatta içtiği “Karasu” bile doğduğu kasabadan geçiyordu. Fakat bir gün Babyak bölgesinde “sınır düzenlemesi” yapıldı. Yerleştiği köy yine Bulgarlara kalınca, yuvasını bozmaya mecbur oldu. (daha&helliip;)
Mesnevi’den Hikayeler; Sâkînin Tedbiri
Mesnevi Hikayeleri: Bir padişah mecliste oturmuş, şarap içip sarhoş olmuştu. O sırada kapının önünden bir fakih geçiyordu.
– “Şunu tutup meclisimize getirin ve ona da gül renkli şaraptan sunun!.” dedi.
Hocayı tutup getirdiler. Hoca suratını asıp oturdu. Padişah kendi eliyle şarap sundu. Hoca kızarak reddetti arkasını dönerek oturdu:
– “Ben ömrümde bu berbat şeyi içmedim bunun yerine bana zehir verin daha iyi.” dedi. (daha&helliip;)
Guy de Maupassant’ten Seçme Hikayeler; “Küçük Asker”
Hikaye Okuma: Her pazar özgür kalır kalmaz iki küçük asker yola düzülürdü. Kışladan çıkınca sağa dönerler, bir askerlik gezintisi yapıyorlarmış gibi sıkı adımlarla Courbevoie’yı geçerler, sonra evlerden ayrıldıkları vakit daha rahat bir yürüyüşle Bezons’a giden tozlu ve çıplak yolu tuttururlardı.
Yenleri ellerini örten çok geniş, çok uzun kaputlarının içinde yitmiş, hızlı gitmek için onlara bacaklarını ayırtan çok bol kırmızı pantolonlarından sıkılmış, cılız, ufak tefek kimselerdi. Katı ve yüksek başlıklarının altında da güya birer yüz, durgun ve yumuşak mavi gözleriyle hemen hemen hayvanca birer saflığı olan iki zavallı küçük Brötanyalı yüzü görünürdü. (daha&helliip;)
Bizim Duamız Neden Kabul Olunmuyor?
Hz. Musa zamanında müthiş bir kuraklık baş göstermişti. Musa peygamber ve ümmeti günlerce yağmur duasına çıktılar. Fakat duaları kabul olmuyor ve gökten yağmur inmiyordu.
Hz. Musa Tur’a çıkıp münacatta bulundu:
— Ya Rabbi! Halimiz, sana malûm. Bizim duamız neden kabul olunmuyor, dediğinde, Allah tarafından şu îlâhî hitap geldi: (daha&helliip;)
Çanakkale’ de Bir Şehîdin Ailesine Son Mektubu
2 Haziran 1916’da Kolağası (Yüzbaşı) Mehmed Tevfîk, Çanakkale Harbi’nde bir İngiliz mermisi ile yaralanmış ve şehîd olmadan önce şu mektubu yazmıştı: (daha&helliip;)
Anton Çehov’dan Seçme Hikayeler; “Bu Kadarı da Fazla “
Harita mühendisi Gleb Gabriloviç Smirnov, Gniluşka istasyonunda trenden indi. Buradan ölçüm için gideceği çiftliğe değin arabayla 30-40 fersah daha yolu vardı. (Arabacı sarhoş, atlar sıska değilse bu yol daha da kısalır, ama arabacı kafayı çekmiş, atlar yorgunsa uzadıkça uzar.) Mühendis istasyon jandarmasına; (daha&helliip;)
Hikaye Oku; Kamyon, Zincirli Han’ın dar ve basık kapısından, yan duvarlara sürtünüp sıvaları dökerek ve üzerine bağlanmış sepetlerle çuvalları dört tarafa fırlatarak ıkına sıkına çıktı. Şoför bir eliyle direksiyona yapışmış, dört metre genişliğindeki sokağın karşı tarafındaki berber dükkanlarına girmeden sola manevra yapabilmeye uğraşıyor, öteki eliyle de ağzına peynirli pide tıkıyordu. Toz, çamur, benzin, makine yağı tabakalarının altında elbisesinin ve yüzünün rengi pek belli olmayan şoför yamağı arka tarafta durmuş, iki yana koşarak şoföre: (daha&helliip;)
Sait Faik Hikayeleri; Yılan Uykusu
Hikaye Oku; İşte karşı karşıyasın. İşte o da senin gibi; elli ayaklı, kaşlı gözlü, sıhhatli hasta, sarışın esmer, kafası var, saçları var, kirpikleri var, yalan söyleyen ağzı var. Yüzünde küçük küçük kavga, taş, düşme izleri. Yaramaz bir çocukluğun her şeysi, ufak ufak her şeysi. İşte elleri, parmakları, işte ayakları. Kim bu? İnsanoğlu! Senin gibi tıpkı tıpkısına apaynı. (daha&helliip;)
97 Yıldır Saklanan Şehit Mektubu
Yalıhüyük’lü Hacı Ali Oğlu Hoca Zade lakaplı şehit olan İbrahim’in 1915 yılında Vatani görevini Çanakkale’de yaparken Ahırlı ilçesi kayacık köyündeki eniştesi Mehmet Efendi’ye gönderdiği Miladı 1915 tarihli 97 yıllık mektubu torunu Hasan Aktürk tarafından Yalıhüyüklü yetkililere ulaştırılarak, Çanakkale Zaferi’nin yıl dönümünde okundu. (daha&helliip;)
Cüneyd Suavi Hikayeleri; Çanakkale Gazisi Zeynel Eniştem
Sekiz-on yaşlarındayken, çok merak ettiğim için anneme sordum:
“Anne! Zeynel Eniştem neden yürüyemiyor?”
“O gazi yavrum. Çanakkale Gazisi. Yani orada savaşmış, orada yaralanmış.”
“Yaralanmış mı?”
“Yanında bomba patlamış. Ve yedi şarapnel parçası vücuduna saplanmış. O parçalardan altısı, zor bir ameliyatla çıkartılmış. Fakat yedinci parça, o günün imkânlarıyla bulunamamış. (daha&helliip;)
Anton Çehov’dan Seçme Hikayeler; Ayyaşlığın İlacı
Ünlü güldürü oyuncusu Bay Feniksov-Dikobrazov II, birinci mevki özel kompartımanda tek başına yaptığı yolculuktan sonra temsillere katılmak üzere D. kentine geldi. Onu garda karşılayanlar aslında bu yolculuğun bir önceki istasyona değin üçüncü mevkide sürdüğünü, ancak adamın orada aldığı biletle “gösteriş” için birinci mevkiye geçtiğini biliyorlardı. (daha&helliip;)
Gazali Hikayeleri
“Ümmetimden Bir Kimse, Bana Bir Salavat Getirse”
Hz. Peygamberimizden (S.A.V.) şöyle rivayet edilmiştir:
— Ümmetimden bir kimse, bana bir salavat getirse, Cenabı Hak bir melek halk edip, o salavatı benim kabrime getirerek: «Ya Rasûlallah! Fülan şehirde, fülan mahallede bir kimse sana bu salavatı getirdi.» der. Ben de, var o kimseye 10 kerre salavat getir, yarın mahşer gününde hesabsız ve azabsiz olarak cennete dahil olsa gerektir derim. O melek daha sonra semaya yükselerek, (daha&helliip;)
Mesnevi’den Hikayeler; “Eyaz’ın Sınavı”
Mesnevi Hikayeleri oku; Padişah bir gün divana girdiğinde, ülkenin ileri gelenlerinin hepsinin toplanmış olduğunu gördü. Kuşağının arasından bir mücevher çıkararak vezirine uzattı ve dedi ki:
“Bu nasıl bir mücevherdir, değeri nedir?” (daha&helliip;)
Ömer Seyfettin Hikayeleri: “Üç Nasihat”
Durmuş’un bir anasından başka kimsesi yoktu. Fakirdi. Ama gençti. Kuvvetli idi. Öküzünün biri ölünce tarlasını süremedi. Para kazanmak, tekrar çiftini düzebilmek için gurbete gitmeye karar verdi. Gurbet, İstanbul demektir. Köyde kim çaresiz kalırsa, kimin işi bozulursa İstanbul’un yolunu tutar. Durmuş da torbasını omuzladı. Çarıklarını sıktı. Eline bir değnek aldı. Gurbetçilerin arasına katıldı. Dere tepe aştı. Nihayet İstanbul’a geldi. İki gün hemşehrilerinin kahvesinde pinekledi. Ne iş tutacağını bilmiyordu. Bir sanatı yoktu. (daha&helliip;)
Kanuni Kamil, bahçe sahibinden yevmiyesini aldıktan sonra bir saat kadar daha orada kaldı. Hanende Muhsine adamakıllı sarhoştu, tam balta olacak sıraydı. Zaten Kamil de burnunun ucunu görmüyordu. (daha&helliip;)