Hikaye: “Sevgi” Hikayesi
Hikaye: “Sevgi” Hikayesi
Hikaye Oku; Kadın her sabah olduğu gibi o günde beyaz değneği ve el yordamı ile otobüse binmişti.
Şoför, soldan üçüncü sıra boş hanımefendi dedi. (daha&helliip;)
Hikaye Oku; Kadın her sabah olduğu gibi o günde beyaz değneği ve el yordamı ile otobüse binmişti.
Şoför, soldan üçüncü sıra boş hanımefendi dedi. (daha&helliip;)
…Ben Gönen’de doğdum. Yirmi yıldan beri görmediğim bu kasaba kafamda artık silikleşti. Birçok yerleri unutulan eski ve uzak bir düş gibi oldu.
O zaman genç bir yüzbaşı olan babamla her vakit önünden geçtiğimiz Çarşı Camii’ni, karşısındaki küçük ve yıkık şadırvanı, içinde binlerce kereste tomruğu yüzen nehirciği, bazı yıkanmaya gittiğimiz sıcak sulu hamamın derin havuzunu şimdi hatırlamaya çalışırım. Fakat beyaz bir unutuş dumanı önüme yığılır. (daha&helliip;)
Adamın biri bir yolun kenarına dikenler ekti. Dikenler büyüyüp gelişince yoldan geçenleri rahatsız etmeye başladı. Gelip geçenler:
– “Bu dikenleri sök, insanları rahatsız etmesinler.” demeye başladılar. Fakat adam bunları duyuyor fakat aldırmıyordu. Bir gün Allah’ın bir velisi ona:
– “Mutlaka bu dikenleri sök.” dedi. (daha&helliip;)
Seferberliğin ilanından sonra İzmir’den ikimiz de aynı vapurla geldik. Lise sıralarında ve hukuk eğitimi esnasında bizi birbirimizden ayıramayan talih, yedek subay adayı sıfatıyla Harp Okulu’na da ikimizi aynı günde ve beraber götürüyordu. Lise gençliğinden beri devam eden bu arkadaşlık hayatı birkaç ay sonra ikiye bölündü. Beni İstanbul’daki görevime geri verdiler, o subay üniformasıyla bir takımın başına geçerek Çanakkale’ye gitti. (daha&helliip;)
Ağustos, Cuma günü. Sicil müdürü Cavit bey, yemekten sonra minderin üstüne uzanmış, uyumak istiyor. Ama, karasinekler rahat bırakmıyorlar. Köylülerin, duvar diplerine uzanıp, yüzlerine birer mendil örterek mışıl mışıl uyudukları gözünün önüne geldi. İmrendi. Uzandı, sandalye üzerinde duran ceketinin cebinden beyaz keten mendilini alıp yüzüne örttü, sıkıntılı olmasına aldırmayarak uyku gelecek diye bekledi. (daha&helliip;)
Hikaye Oku; Bu hikaye bana bir iki sene evvel Amerikalı bir doktor tarafından anlatıldı. Ona Floransa’ya giden Amerikan ekspresinde rastladım. Şehri ondan iyi taradığımdan kendisine küçük bir yardımım dokunabileceğini söyledim. Çok sevindi.
Teşekkürü, beni akşam yemeğine davet oldu. Bir şişe şampanyayı birlikte bitirirken birbirimize daha da büyük bir sempati ile bağlandık. (daha&helliip;)
Zengin bir iş adamının bahçesinde, yan yana dikilen iki limon ağacı vardı. Mayıs ayı sonlarında açan limon çiçekleri, bütün bahçenin havasını bir anda değiştirir ve apartmanlara hapsedilmiş insanlara baharın geldiğini müjdelerdi. Ancak limon ağaçlarından biri, diğerinden cılız ve şekilsizdi. Bu yüzden büyük ağaç her fırsatta onu küçümser ve tepeden bakardı. (daha&helliip;)
Aşk ‘diye başlık attım çünkü kimse aşkın ne olduğunu bilmiyor. Bitiriyor bizi aşk, anlamıyorlar yada anlamak istemiyorlar. Neden insan kendine böyle kötü davranıyor? Neden bu kadar acı çekmeyi seviyoruz? (daha&helliip;)
Çanakkaleyi Bir de Gazi Duran Erdal’dan Dinleyelim
Arkadaşlar bu yazı üstünde hiç bir düzenleme yapılmamıştır. Olduğu gibi yayınlanmıştır. Duyguyu hissedebilelim, belki okurken o anları yaşayalım diye. Ağlamamak ne mümkün.
Seyitalioğullarından Duran Erdal (1896 İsbile-1985)
Birinci Dünya harbine ve Kurtuluş savaşına katılmış ulu bir gazimizdir. (daha&helliip;)
1830’da, şimdiki koca Cincinatti şehrinin olduğu yerden birkaç mil uzakta, geniş ve nerdeyse balta girmemiş bir orman bulunuyordu. Bütün bölgeye seyrek bir şekilde göçmenler yerleşmişti …doğalarının gizemli bir dürtüsüyle harekete geçerek, gönüllü olarak vazgeçtikleri yetersiz nimetlere yeniden kavuşmak için yeni tehlikeler ve sıkıntılara göğüs germek üzere her şeylerini terk edip, batıya gelir gelmez yabaniliğin içinde oldukça yaşanılabilir evler kuran ve bugün yoksulluk diye adlandıracağımız bir varlık derecesine ulaşmış olan kişiler. (daha&helliip;)
Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler cirit oynarken eski hamam içinde. Vay neler varmış vay neler varmış. Yeller eser, sular çağlarmış. Aptallar top oynar, akıllılar ağlarmış. Allah’ın kulu da çokmuş. Kimisi akıllı imiş, başlarında kavak yeleri esermiş, kimisi akılsızmış, genç kızlara türkü söylermiş. Böyle zamanlardan birinde, bir varmış, bir yokmuş, taaaa… Alnı kırışık, yüzü buruşuk, yüreği ak, gönlü pak, saçlarına karlar yağmış ak saçlı bir kocakarının bir oğlu varmış… İşi yokmuş, bir aşağı, bir yukarı dolaşır da yolları ölçermiş. Oğlan büyümüş, (daha&helliip;)
Eski zamanlarda bilge bir kral vardı. Kral maiyetinden birine önemli bir görev verecekti. Çok sayıda kişi bu göreve talipti ve kral bir seçim yapmak durumundaydı. Nihayet adaylar için bir imtihan düzenledi. (daha&helliip;)
Aşkın ne yaman bir ateş olduğunu tadanlar bilir. Gerçek aşk ise, insanı Yaradanına ulaştıran bir merdivendir.
Ruh ordusunun başı, gönüller sultanı, Mevlana’ya aşkın tarifini soranlara, “Benim gibi ol da gör” der… (daha&helliip;)
Hikaye: Adamın biri, ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa:
– Buraların yabancısıyım, demiş. Parkın hemen yanıbaşındaki fırını arıyorum, çok yakın olduğunu söylediler.
Çocuk, arabanın penceresini iyice açtıktan sonra: (daha&helliip;)
Vaktiyle akıllı, kurnaz bir köylücük varmış. Çevirdiği dolaplar, başardığı işler üzerine çok şey anlatılır, ama onun şeytanı nasıl faka bastırdığını, eliyle çevirdiğini anlatan öykü hepsinden güzeldir:
Günün birinde köylücük tarlasını sürmüş. Ortalık kararmaya başladığı sırada evine dönmeye hazırlanırken, tarlasının ortasında yanan bir kömür yığını görmüş. Şaşırarak oraya gitmiş. Ateşin üstünde küçük, kara bir şeytan oturuyormuş. Köylü: (daha&helliip;)