You are currently viewing Fantastik Hikaye “TAHTA KÖPRÜ”
  • Post comments:0 Yorum

Fantastik Hikaye “TAHTA KÖPRÜ”

Uzun sedir ağaçlarından oluşan büyük bir ormanın kenarından eskiden bir nehir akardı. Kuru nehir yatağının üstünde o eski günlerden kalma tahta bir köprü hala duruyordu. Eski olmasına eskiydi bu köprü ama sağlamdı. İki atlı yan yana durabilir, bir at arkasında dolu yüklüğü ile buradan rahatça geçebilirdi.

Ormanın uzak kenarında bu köprüyü gören bir noktada yeşil çimenli toprak birden ölerek kararmaya başladığında buna şahitlik edebilen sadece uzun kulakları bedeninden daha büyük görünen beyaz bir tavşandı. Nedenini merak etmeden içgüdülerini dinleyerek oradan hemen kaçtı. İyi de yaptı. Bu karartının içinden önce bir kafa sonra da bu kafaya ait olan beden yükselmeye başladı.

Gelen Ölüm Tanrısı Aldaçı Handı. Efendisi Erlik Han köprünün üstündeki savaşçıyı izlemeye göndermişti. Uzun zamandır onu gözlüyordu.

Yağız, iğdiş edilmiş kara savaş atının sırtında oturan genç savaşçı altından su akmayan köprünün tam ortasında duruyordu. At sabırsızlıkla ayağını ahşap köprüye vurunca “Sakin ol Karagözlüm, yakında biri burada olur. Hep gelmediler mi? Tamam, bu sefer biraz geciktiler kabul ama gelecekler” diyerek atının uzun yelesini sevip onu sakinleştirmeye çalıştı. Kısa bir süre sonra at kulaklarını oynatınca gülümseyerek “Demek geliyorlar… Bak ben sana ne demiştim?”

Karagözlüm adlı siyah atın üstündeki savaşçı gençti. Saçları aynı atının yelesi gibi kara ve uzundu. Kafasına taktığı kuzu derisinden börkün altından omuzlarına dökülüyordu. Üstünde manda derisinden geniş göğsünü açıkta bırakan uzun kollu bir üstlük vardı. Koyun postundan omuzluklar iki omzundan aşağı sarkıyordu. Çizmeleri de tıpkı pantolonu gibi yumuşak deridendi ve üst kısmı dışa doğru kıvrılmıştı. Kılıcını atının eyerinde taşıyordu. Sol bacağının hemen altındaki kının içinde çekilmeye hazırdı. “Küçük Kardeş bugün sana ihtiyacım olmayacak,’ diyerek kılıcı sevdi. “Bugün Büyük Kardeşi kullanacağım.” Sağ elinde tuttuğu uzun mızrağı havaya kaldırdı. Mızrağın uzun sap kısmı demirdendi. Demir sıcakken kara suda soğutulduğu için de kapkaraydı. Bu uzun kara sapın ucunda çift tarafı keskin dibinden uca doğru incelerek giden çeliğin parlaklığı karşıdan gelenlerde korkutucu bir etki bırakıyordu. Kılıcın kabzasında, mızrağın ise kara sapında bir kuzgun kafası şekli vardı.

Karşıdan arkalarında yük taşıyan iki atlı yüklük ve bu yüklüklerin yanlarında da birer atlı geliyordu. Yüklüklerin sürücüleri dâhil dört kişiydiler. Köprünün başına geldiklerinde yüklüklerin yanında at koşturan iki savaşçı elleri kılıçlarında öne çıktılar. Köprü üstündeki siyahlı savaşçının karşısına geldiklerinde adam yerinden hiç kıpırdamamıştı. Gelenlerden biri “Mızrağın keskin olsun savaşçı” dediğinde de ne kıpırdadı ne de cevap verdi.

Bu kez diğeri konuştu “Barışı mı ararsın yoksa belayı mı?” Biraz durduktan sonra devam etti “Yaşamak istiyorsan kenara çekilmelisin.” 

“Bu köprüyü kullanmak istiyorsanız keselerinizdekilerin yarısını alırım, kuru nehir yatağından geçmek isterseniz de tamamını…” diyerek alaylı alaylı cevap verince iki savaşçı kılıçlarını çekip ileri atıldılar. İçlerinden ilk konuşan “Birazdan uçmağa varacaksın” dedikten hemen sonra öldü.

Köprüde bekleyen siyahlı savaşçı mızrağını bir göz kırpması sürede ileri çıkardı. Bunu yaparken yerinden bile kıpırdamamıştı. Tam olarak elinden çıkarmadığı mızrağını karşıdaki savaşçının boynuna girdiği gibi geri çekti. “Erlik Han, bu bugün sana gönderdiğim ilk ruhtu. Tamağın kapılarını açık bırak, dahası da var.”

Üstüne gelen kılıçlı diğer savaşçının saldırısını karşılamak için atının kafasını sağa doğru çevirirken mızrağını kafasının arkasından sol omzunun üstüne aldı ve gelen kılıçlı saldırıyı savuşturdu. Diğer savaşçı ile çok yakındılar. Boştaki sol eli ile yaptığı yumruğu adamın çenesine alttan yukarı savurarak vurdu. Sersemleyip geri giden adama duruşunu hiç bozmadan mızrağını sapladı. “Erlik, bu da ikincisiydi,” diyerek ölü bedenlerin yanından geçip arkalarında yük olan iki atlı yüklüğe doğru yavaş yavaş at sürmeye başladı.

Kendini yüklükten yere atan adam “Al hepsi senin olsun” diyerek çıkardığı keseyi ona doğru sallayarak geldi. Vücuduna saplanan mızrağa inanmaz gözlerle baktı. “Erlik, duyuyor musun sesimi? Üç etti bununla.”

Diğer adama doğru ilerlerken “Tamam sana gerçeği söyleyeceğim. Siz keselerinizi verseniz de vermeseniz de hepinizi öldürecektim. Erlik Han, dördüncü ölümü de sana adıyorum.” Diğer adam da öldü.

“Şu yerdeki keseleri alalım Karagözlüm. Cesetler, atlar ve yüklüklerle de ilgilendikten sonra hemen Balca’nın yanına gidelim. Onu bekletmek istemeyiz değil mi?” At soruya cevap verir gibi kişnedi.

Yerdeki keseleri alırken üstünden uçan bir kuzgunun gölgesinin sırtına düştüğünü fark etmedi. Aldaçı Han göreceğini görmüştü. Öldürdüklerini her seferinde Erlik Hana adayan savaşçı ile ilgili gördüklerini efendisine anlatmak için uçup gitti.

Modern Masallar Serisi – Alter Güneş

Bu hikayeyi nasil buldunuz?

Bir yanıt yazın