You are currently viewing “Aslına huuu… nesline…..” Deyiminin Hikayesi
  • Post comments:0 Yorum

“Aslına huuu… nesline…..” Deyiminin Hikayesi

Bazen soysuz, yerini hak etmeyen kişilerde yüksek yerlere gelir. Ama zaman zaman küçük, soysuz davranışlarla kendini belli eder. Bu gibi kişiler için söylenen “Aslına huu, nesline huu” deyimin yakıştırma hikayesi şöyledir:

Vaktiyle bir hükümdar, vezirlerine emir vermiş:

“Her kim bana Hızır Aleyhisselam’ı bulur getirirse, onu zengin edeceğim”

Kimse bu işe cesaret edememiş. Çok fakir ve ihtiyar bir adam, uzun uzun düşündükten sonra;

“ Şurada kaç gün ömrümüz var. Karım da, bende bu yaşa kadar yoksulluk içinde yaşadık. Bu işi yaparım diye ortaya çıkıp, padişahtan zaman istersem, hiç değilse o zaman süresince rahatlık ve bolluk içinde yaşarız. Süre dolunca, ortadan kayboluruz” demiş. Kadıncağız da razı olunca, sarayın yolunu tutmuş.

Hükümdar, ihtiyara 40 gün süre tanımış. 40 gün içinde Hızır’ı bulup getirmezse, başından olacağını söylemiş.

İhtiyarla karısı, 40 gün bolluk ve mutluluk içinde yaşamışlar. Yemiş içmiş, rahat etmişler, 40’ncı gün kaçmayı planlamışlar ya, uyuya kaldıklarından becerememişler.

Saray adamları, erkenden gelip almış ihtiyarı, saraya götürmüş. Saraya girerken, cüceye benzer biri, ihtiyarın arkasına takılmış. İhtiyar adam, hükümdarın ayaklarına kapanmış, yoksulluk yüzünden yalan söylediğini anlatıp, af dilemiş.

Hükümdar, ateş püskürerek, en büyük vezirine sormuş:

“- Sen söyle, koca Vezirim, bu herife ne ceza verelim?”;

“- Hakanım bu adamı kırk katırın kuyruğuna bağlayıp süründürelim” demiş büyük vezir.

“- Aslına huuu…nesline huu…” diye seslenmiş ihtiyarın yanındaki cüce.

Hükümdar ortanca vezirine de sormuş. Ortanca vezir:

“- Hükümdarım, bu herifi keşkek gibi ezelim, leşini köpeklere verelim” demiş.

Cüce tekrar konuşuş:

“- Aslına huuu…nesline huu…”.

Hükümdar küçük vezirine de sormuş:

“-Sen ne dersin?” diye.

“- Yüce Hakanım” demiş küçük vezir…

“- Bu zavallı ihtiyar zaten ömrünün sonuna gelmiş. Yokluk yüzünden bir yalancılık etmiş. Büyüklük şanına bağışlamak yakışır…Bağışlayın gitsin.”

“- Aslına huuu…nesline huu…” diye duyulmuş cücenin sesi yeniden.

Hükümdarın dikkatini çekmiş; ihtiyara sormuş:

“- Bu çocuk kılıklı torunun mudur? Ne diye yanında getirdin?”

Şaşkın şaşkın, cüceye bakmış ihtiyar:

“- Hayır, ben onu tanımıyorum. Ben sarayın merdivenlerini çıkarken yanımda peyda oldu.”

Hükümdar, cüceye dönüp, kim olduğunu ne aradığını sormuş. Cüce, Hükümdarın yanına yaklaşarak selam vermiş:

“ – Ey hükümdar…. demiş.

Senin büyük vezirinin babası katırcı idi. Ortanca vezirin babası keşkekçi idi.

Herkes babasının izini güder. Şu en küçük vezirin yok mu? İşte onun babası da yine vezirdi. Vezir oğlu vezir olan bu vicdanlı insan, şu zavalı ihtiyarın bağışlanmasını istedi. Bu nedenle deminden beri hepsine” Aslına huuu…nesline huu…” dedim. Hakanın merakı bir kat daha artmış:

“- Peki sen kimsin? Bunları nerden biliyorsun?” diye sormuş.

“- Ya sen bugün kimi bekliyordun? diye sormuş cüce. Bir düşün ve hatırla bakayım.”.

Sonra küçük vezire işaret ederek: “- İşte vezir. Kendini işaret ederek: “- İşte Hızır.” deyip, oracıkta kayboluvermiş.

Bu hikayeyi nasil buldunuz?

Bir yanıt yazın