Başarı Hikayesi: Müslüman olmadan önceki ismi Cassius Marcellus Clay Jr. olan Muhammed Ali, 17 Ocak 1942’de Kentucky Louisville’de doğdu. Afro-Amerikan ve İrlanda kökenlidir. 12 yaşındayken boksla tanıştı ve kısa zaman içinde National AAU ve Altın Eldiven Şampiyonası’nda amatör kayıtlara girdi. Yine 1960’ta Roma’da ağır hafif siklette altın madalya alarak profesyonel lige döndü. 18 yaşındayken katıldığı Roma Olimpiyatları’nda altın madalya aldıktan sonra ünü giderek artmaya başladı. (daha&helliip;)
Güzel Hikaye: Güler yüz, tatlı dil, çevremize karşı sevgi dolu olmak mutluluğa giden yollardan biridir. Bu tür olumlu davranışlar bize kat kat mutlulukla geri dönecektir. Atalarımız, “Ne ekersek, onu biçeriz” demişler, doğru da demişler, bizlerde çevremize ne verirsek daha fazlasını alırız. Sevgisizlik verirsek daha fazla sevgisizlik, mutsuzluk verirsek daha fazla mutsuzluk. (daha&helliip;)
Keloğlan Masalları; Bir varmış bir yokmuş. Evvel zamanda bir Keloğlan varmış. Bu Keloğlan kasabaya gitmiş. Keloğlan’ı han odasından gören İsmail adındaki genç adam gözlerine inanamamış. Gördüğü tıpkısının aynısı kendisiymiş. Elbiseler farklıymış. Onun elbiselerini ben giysem herkes beni o zanneder. Ben de onlara pek güzel hayat dersi veririm, diye düşünmüş. Yüzünü, kafasını Araplar gibi sarmış. Arapların öyle dolaşmasının sebebi, aşırı güneş ve çölde oluşan kum fırtınalarıymış. Kadınların saçlarının arasına kum dolunca yıkamakla çıkmazmış… (daha&helliip;)
Japon Masalları – Dehşet Öyküleri: 1915 Bir akşamüstüydü. Soylu bir ailenin uşağı, Kyoto’nun güneyindeki Raşōmon’un altına dikilmiş yağmurun dinmesini bekliyordu. Bu anıtsal kapının altında ondan başka kimsecikler yoktu. Kapının kırmızı boyası yeryer dökülmüş kalın ahşap sütunun üstüne bir çekirge tünemişti. Raşōmon, Kyoto’nun en işlek caddelerinden biri olan Suzaku’nun üzerinde olduğu için, bu kapının altında çoğu kez, yağmurun dinmesini bekleyen sivri külahlı ya da başına şemsiye biçimli şapka giymiş insanlar bulunurdu. Fakat bu akşam ortalıkta in cin top oynuyordu. Kapının altında o uşaktan başka kimse yoktu. (daha&helliip;)
Anadolu Masalları – Masal Oku; Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Çok söylemesi günahmış; hikaye söylemesi sevapmış. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir kurt yaşarmış. Köyün kıyısında kışları açlıktan kıvranıyormuş. Yine böyle bir gün: (daha&helliip;)
Bir gün Nasrettin Hoca, oğlunu eşeğe bindirmiş kendisi arkasından ağır ağır yürüyerek köye gidiyorlarmış. Yolda bunları görenler:
— Dünya tersine döndü galiba! Baksana hale! ihtiyar adam yerde yürüyor da parmak kadar çocuk eşeğin üzerinde. Ne ayıp şey değil mi? diye söylenmeye başlamışlar. (daha&helliip;)
Keloğlan ve Sincap Hikayesi: Bir zamanlar bir köyde bir kadın ile oğlu Keloğlan yaşarmış. Fakirlikten, açlıktan perişan durumdalarmış. Bazen evde yiyecek hiçbir şey bulunmaz, oğul Keloğlan sepeti alır eline düşermiş ormanın içine. Biraz mantar toplar getirirmiş anasına pişirmesi için.(daha&helliip;)
Hikaye: Adamın biri tek başına parkta oturuyor, başı ellerinin arasında kara kara düşünüyordu. İşleri bozulmuş, iflasın eşiğinde bir işadamıydı kendisi. Ne yaparsa yapsın bir türlü durumu düzeltemiyordu. Bir taraftan kredi verenler onu sıkıştırırken, diğer taraftan da bir sürü insan ödeme bekliyordu. Çok bunalmıştı ve hiçbir çıkış yolu bulamıyordu. Zaten parka da can sıkıntısını biraz hafifletmek için gelmişti. O sırada önünde yaşlı bir adam durdu:(daha&helliip;)
Dünya Klasikleri: 1874 yazında, New York’taki Bronson & Jarrett ticarethanesi adına, iş için Liverpool’a gitmiştim. Benim adım William Jarrett, ortağımın adı da Zenas Bronson. Şirket geçen yıl batmış ve Bronson da varlıktan yokluğa düşmeyi kaldıramayıp ölmüştü.
İşlerimi hızla bitirmiştim ve bundan kaynaklanan bir halsizlik ve bitkinlik duyuyordum. Uzatmalı bir deniz yolculuğunun hem mantıklı hem de faydalı olacağını hissettiğimden geri dönüşüm için lüks, buharlı bir yolcu vapuruna binmektense, satın aldığım, bana büyük ve paha biçilmez bir faturaya patlayan malları da yüklettiğim yelkenli gemi Morrow’da New York’a yer ayırttım. Morrow, ben, genç bir bayan ve onun orta yaşlı zenci hizmetçisinden oluşan yolcularına pek az konfor sunan bir İngiliz gemisiydi elbette. (daha&helliip;)
Kısa Hikayeler: Perişan bir durumdan belini doğrultabilmek, büyük güçlük çekerek sağlanacak enerjiyle bile kolay olmasa gerekirdi. Oturduğum sandalyeden koparıp alıyorum kendimi; masanın çevresini dolanıyor, başımla boynumu devingen duruma sokuyor, gözlerime ateşli bir ifade oturtup çevrelerindeki kasları geriyorum. İçimdeki bütün duygulara karşı koyarak, şu anda gelmeyegörsün, A. ‘yı büyük bir coşkuyla karşılayacak, B. ‘nin odamdaki varlığına nazik katlanacak, C.’nin söylediklerini bütün eziyet ve zahmetine karşın uzun soluklarla içime çekeceğim. Hikaye (daha&helliip;)
Hikaye; John Mortonson ölmüştü; “trajedilerin ‘Adamı”’ndaki repliklerinin hepsi söylenmiş ve artık o, sahneden inmişti.
Bedeni, üstü camla kaplı kaliteli maun bir tabutta yatıyordu. Cenaze için bütün düzenlemeler o kadar ustaca yapılmıştı ki, rahmetli bilseydi kuşkusuz takdir ederdi. Camın altından görünen surat, rahatsızlık verici değildi; hafif bir sırıtış vardı ve sanki ölümü acısız olmuş gibi, cenaze levazımatçısının onaramayacağı ölçüde çarpık değildi. (daha&helliip;)
Bilgelik Hikayeleri: Bir gün dervişin biri, bir köyün mezarlığı yanından geçerken bir şey dikkatini çekmiş. Mezarlıktaki bütün mezarların üzerindeki taşlarda ‘Beş yıl yaşadı’, ‘Üç yıl yaşadı’, “Sekiz yıl yaşadı” gibi yazılar görmüş.
Köye varmış. Köylüler dervişi köy odasında misafir etmiş. Yemek yenilip sohbet başlayınca derviş köyün ileri gelenlerine sormuş: (daha&helliip;)
Hikaye: Kör sağır ve dilsiz doğdu. Fakat insanlık tarihine bir dilenci olarak değil, çok iyi bir felsefeci olarak geçti. Başlangıçta göremiyordu, konuşamıyordu, duyamıyordu. Ama bütün bunların üstesinden gelmeyi başardı. Ve bir gün şöyle dedi:
“Bazen kendi kendime: ‘Dünyada herkes senede iki gün görme ve işitme duyularından mahrum kalsa, ne iyi olurdu,’ diye düşünürüm. O zaman onlar karanlıkta görme kabiliyetlerine daha çok değer vermeyi, sessizlikte seslerin verdiği zevki daha iyi duyabilmeyi öğrenebilirlerdi.” (daha&helliip;)