Adalarda Saklı Hazine Hikayesi
  • Post comments:0 Yorum

Adalarda Saklı Hazine Hikayesi

Heybeli Adası’nda dokuz mil genişliğinde, bağlı ve bahçelidir. Hayat suyu dağıtan kuyusu ve alaca alaca tavşanları ile mamur bir adadır.

Tavşanlı Adası’nda yerleşim yoktur. Çapı 11 mil uzunluğundadır.  Başka adaların keçileri de buradadır. Alaca tavşanları çok olduğundan Tavşanlı Adası derler. Rakıta ağacı bu adada yetişir.

Burgazlı Ada,Fatih Sultan Mehmed’e teslim olmuştur. Deniz kıyısına yakın bir yalçın kayalar üzere dikdörtgen bir şeddadî yapı küçük kaledir. Adası 11 mil kuşatır verimli bir adadır. Kalesi olduğundan Burgaz Adası derler. Türkçe de kaleye Burgaz derler.

Üç yüz adet bağı, bahçesi ve hayat suyu kuyusu olan ev vardır. Bütün halkı Urum kefereleridir. Mamur kiliseleri vardır. Keçisi ve tavşanı gayet çoktur. Dağlarında bağlarının hesabı yoktur. Ve halk gayet zengin reislerdir.

Yanvan Tarihi’nde yazdığı üzere İspanya küffarı İstanbul’u Yanko Bin Madyan’dan sonra işgal edip yakıp yıkıp yağmalarlar. Ayasofya Kilisesinde olan bütün değerli heykelleri ve nice bin hazine değerinde mücevherleri alarak gemilere koyup İspanya’ya doğru giderken Allah’ın emriyle büyük bir fırtınaya yakalanırlar.  İspanyalılar’ın yediyüz pare gemisi bu kızıladaların arasında denizin dalgalarından parça parça olup sulara gömülür.

Daha sonra bu Kızılada, Heybeli Adası, Tavşanlı Adası ve Burgazlı Adası’nın kefereleri batan gemilerden o mal ve eşyaları çıkarıp Karun Hazinelerine sahip olurlar. Bu gün bu ada keferelerinin zengin olmalarının aslı odur, diye yazmışlar.

Kınalı Adası ise sekiz mil genişliğinde mamur bir adadır. İki yüz mamur Urum haneleri vardır. Dağları kızıl kızıl olduğundan  Kızılada derler. Üsküdar toprağına yakındır. Bir kilisesi, bağları, bahçeleri, ve dört tarafında balık dalyanları vardır.

Bu adalar büyük küçük yedi tanedir. Hepsi bostancı başı hükmünde olup Kaptan Paşa eyaletidir.  Ona has olarak ayrılmıştır.  Bu yedi adacıklar İstanbul’a on sekiz mildir. İzmir Boğazıyla Yalova önünde dizilmiş adlardır.

Evliya Çelebi – Seyahatname

Seyahatname ve Evliya Çelebi  Hakkında

Çelebi ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul’a yerleşmiş, zaman zaman Kütahya’da da kalmışlardır. İstanbul’un Fethi sırasında Evliya Çelebi’nin dedesi Kara Ahmet Bey’in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed’in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı’nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii’dir. Evliya Çelebi’nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya’daki evlerinin önündeki türbede medfundur. Babası Derviş Mehmed Zıllî, I. Süleyman’dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken vefat etmiştir. Annesi Abhaz’dır. Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa’nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa’nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi’dir. Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu’nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı’nda gömülüdür. Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir.

Seyahatname, Evliya Çelebi tarafından 17. yüzyılda yazılmış olan gezi yazısı kitabıdır. On ciltten oluşur.

Eserin asıl adı Târîh-i Seyyâh Evliyâ Efendi’dir. Eser, Evliya Çelebi’nin 1630’lu yıllarda İstanbul’dan başlayarak 1092’ye (1681) kadar Osmanlı Devleti topraklarında ve komşu ülkelerde yaptığı seyahatleri anlatır. Seyahatnâme, Osmanlı dünyasının geniş bir coğrafya panoraması ile yerleşim yapısını tarihî perspektiften verir ve yazarın seyahatle geçen hayatını içerir. Evliya Çelebi eserini hayatının son yıllarını geçirdiği Mısır’da yazmış, eser 1742’de Mısır’dan İstanbul’a Hacı Beşir Ağa’ya gönderilmiş ve onun tarafından çoğalttırılmıştır.

Evliya Çelebi, Seyahatnâme’sinde gezip gördüğü yerleri kendi üslubu ile anlatan, az sayıdaki 17. yüzyıl nesir yazarlarındandır. Evliya Çelebi‘nin on ciltlik Seyahatnâme’si, bütün görmüş ve gezmiş olduğu memleketler hakkında oldukça önemli bilgiler içermektedir. Eser bu yönden Türk kültür tarihi ve gezi edebiyatı açısından önemli bir yere sahiptir. Eserinde; 17. yüzyıl Osmanlı coğrafyası, bu dönem konuşulan Türkçe ve ağız özellikleri, Gittiği bütün yerlerin genel durumu, coğrafi konumu, tarihi, halkının özellikleri, dili, dini, kıyafetleri, sanatları, gündelik yaşamları, tarih, karşılaştırmalı coğrafya, sanat tarihi ve etnografya açısından eşsiz bilgiler, Osmanlı toplumundaki müslüman-gayrimüslim ilişkileri, gayrimüslim halkların gündelik hayatları, ekonomik ve kültürel durumları, nüfusları, ibadet yerleri, inanç ve itikatları, farklı topluluklara ait öyküler, türküler, halk şiirleri, söylenceler, masal, mani, ağız ayrılıkları, halk oyunları, giyim-kuşam, düğün, eğlence, inançlar, komşuluk bağlantıları, toplumsal davranışlar, sanat ve zanaat varlıkları, gezilen yörelerin evlerinden, cami, mescid, çeşme, han, saray, konak, hamam, kilise, manastır, kule, kale, sur, yol, havra gibi değişik yapıların bütün özellikleri; bunların yapılış yılları, onarımları, yapan, yaptıran veya onaranlar, bulunduğu bölgelerin mutfak kültürü ile ilgili zengin bilgiler, gezilen bölgenin yönetiminden, eski ailelerinden, ileri gelen kişilerinden, şairlerinden, oyuncularından, çeşitli kademelerdeki görevlilerine kadar ayrıntılı bilgiler ile 17. yüzyıl Osmanlı araç gereçleri hakkında da yer yer bilgiler verilmektedir. Osmanlı mutfağı araştırmacısı Marianna Yerasimos, Seyahatname’de; 44 pilav, 40 çorba, 23 baharat, 90 balık, 80 üzüm, 27 armut, 50’ye yakın ekmek çeşidinden bahsedildiğini belirtmektedir.

Gerçekçi bir gözle izlenen olaylar, yalın ve duru, zaman zaman da fantastik bir anlatım içinde, halkın anlayacağı şekilde yazılmış, yine halkın anlayacağı deyimler çokça kullanılmıştır.

Bir cevap yazın